Bir Cinayetin Ardından

Ayni anda ATAUM dergide de yayimlanmaktadir.

Erdem GÜNEŞ

20 Ocak sabahı,  Dubai’de beş yıldızlı bir otel, El-Bustan Dotana’ın suit odalarından birinde Hamas’ın askeri kanadının kurucu lideri Mahmud El-Mabbuh’un ölü bedeni yerde yatıyor bulundu. Ölümün nasıl gerçekleştiğine dair farklı iddialar ortaya atıldıysa da otopsi sonucunda El-Mabbuh’un boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı. 1980’lerden bu yana İsrail’e yönelik pek çok saldırıya liderlik eden ve Gazze’ye silah sağlayanların başında gelen El-Mabbuh’un Dubai’ye gidiş amacının silah teminatı olduğu iddia edildi. 3 ay önce başka bir suikastten 24 saat komada kaldıktan sonra kurtulmuştu. Ancak bu defa katilleri işi şansa bırakmadı.

Suikast ekibi dokuz Britanya, bir Fransız, bir Alman ve bir de İrlanda pasaportuna sahip 11 kişilik bir ekipten oluşuyordu, hepsi farklı uçuşlarla ülkeye giriş yapmış, otele bir tenis takımı olarak yerleşmişti. Cinayeti ekibin tek kadın üyesi işledi, İrlanda pasaportuna sahip sarışın kadının temizlikçi kıyafetleri içinde odaya girdiği biliniyor. Dubai polisi olayın ardından suikastten İsrail gizli servisi Mossad’ı sorumlu tuttu ve hatta İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’yu Dubai’nin “en çok arananlar listesi”ne koyduklarını açıkladı. Hamas çoktan intikam yemini etmişti bile… İsrail tarafı ise cinayetle bir ilişkileri olduğu iddialarını reddetti. Ortadoğu’da Dubai gibi pek çok Arap ülkesinde başta Mossad olmak üzere pek çok gizli servis ajanının bulunduğu zaten bilinen bir durum. Olayın uluslararası bir skandala dönüşmesi ise işin içine İngiliz gizli servisi MI6’in de girmesiyle gerçekleşti. Denen o ki, ‘bu suikastin yapılacağı MI6 tarafından biliniyordu ve sahte pasaportlar onların aracılığıyla sağlandı…’  Vakıa Britanya ve İrlanda pasaportların sahte olduğunu, Fransa ve Almanya hükümetleri ise konuyla ilgili yeterli bulgu olmadığını konuyu araştırdıklarını açıkladı ancak suikast sırasında kullanılan pasaportlardan birine sahip olan Melvyn Adam Mildiner isimli Britanya vatandaşı İsrail’de ortaya çıktı. Cinayetle uzaktan yakından bir ilgisi olmayan ‘sade vatandaş’ Mildiner, Reuters’a “Pasaportum çalınmadı… Tabi ki öfkeliyim, sinirlerim bozuk ve korku içindeyim. Adımı temizlemek ve bu olayla ilgim olmadığını kanıtlamak için ne yapabileceğimi araştırıyorum” diye konuştu.

Bu cinayetin ve ortada dolanan sahte pasaportların açık anlamı şu: AB’nin ‘ultra-güvenli biyometrik pasaportları’ aslında öyle gösterildiği gibi güvenli değil, hiç de olmadı. Fransa, İngiltere, İrlanda, Almanya’nın pasaport bilgileri ya çalındı ya da birileri tarafından yabancı ülkelere girebilmeleri için ajanlara satıldı. Yani bu ülkelerin vatandaşlarının bilgileri uluslararası mafyanın, uyuşturucu çetelerinin, kanlı hesaplaşmaların aracı olarak kullanılıyor olabilir, oluyor da. Üstelik AB’nin milyonlarca euro harcayarak oluşturduğu biyometrik pasaportların ‘yüzde yüz’ güvenli olduğu iddia edilmiş, 11 Eylül sonrasında ek maliyetlerine rağmen ABD’nin öncülüğünü çektiği bir kampanyayla tüm dünyada kullanımı dayatılmıştı… AB Genişlemeden Sorumlu Komisyonu’nun Birliğe üye olmayan ülkelere yönelik vize kolaylığı sağlanması görüşmelerinde defaten dile getirdiği ‘güvenli pasaport’ ön şartının ise aslında ne kadar içi boş olduğunu da böylece ortaya çıkmış oldu. Olli Rehn, Sırbistan, Makedonya, Belarus ve Türkiye için mültecilere kapalı ‘güvenli sınırlar’ ve ‘ultra güvenli’ biyometrik pasaportları öne sürmekten bitap düşmüş durumda… Geri kabul anlaşmaları ile iltica hakkının altını oyan AB’nin ikinci kozu olan biyometrik pasaportların da böylelikle maskesi düşmüş oldu…

Schengen ülkelerine vize yok!

Türkiye’nin en çok mağdur olduğu alanların başında gelen Schengen bölgesiden ‘vize alma işkencesi’nin arkasındaki iki önemli gerekçenin de inandırıcılığını kaybetmesi AB’nin güvenlik politikalarının iyiden iyiye inandırıcılığını yitirdiğinin göstergesi aslında… Bölgesinde yaşadığı sorunlar yetmezmiş gibi komşularına bir vizyon belirlemekte de zorlanan AB’nin çekim merkezi olma özelliği giderek azalıyor mu? Son olarak belki de bu anlamda bir mihenk taşı olabilecek bir olay yaşandı… Libya Schengen ülkelerine vize yasağı getirdi! Bundan böyle Schengen’e dâhil olmayan İngiltere, İrlanda, Romanya, Bulgaristan ve Kıbrıs Rum Kesimi dışındaki 22 Avrupa Birliği üyesi ülke ve Birlik dışından İzlanda, Norveç ve İsviçre vatandaşları Libya’ya giremeyecek… Geçtiğimiz günlerde Libya’ya girmek isteyen 8 Malta vatandaşı 20 saat sorgulandıktan sonra ülkeden çıkarıldı… Bu radikal kararın altında Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin oğlu Hannibal’ın İsviçre’de otel çalışanlarına şiddet uyguladığı gerekçesiyle gözaltına alınması, bu olayın ardından misilleme olarak Libya’nın ülkede yatırımları bulunan iki İsviçreli işadamı hakkında soruşturma başlatması ve İsviçre’nin de aralarında üst düzey yetkililerin de bulunduğu 188 Libyalıya ülkeye giriş yasağı getirdiğini açıklaması var… Ancak Libya’nın verdiği vize yasağı kararı yalnızca İsviçre için değil tüm Schengen ülkeleri için geçerli. AB bu durumu ‘orantısız’ olarak değerlendirmekle yetindiyse de Libya lideri Muammer Kaddafi İsviçre’ye karşı ‘cihad’ ilan etti. İsviçre’nin minare yasağı bu kararın çıkmasındaki bir diğer önemli etken… Başta İtalya ve Fransa olmak üzere pek çok AB üyesi Libya ile güçlü ekonomik ilişkilere sahip.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s