Lahey’e tek yön bileti!

Radikal Gazetesinde yayimlanmistir.

AB, Avrupa’ya ve dünyaya, Batılı değerlerin altını tekrar çizeceği bir yargı şovundan daha fazlasını sunmuyor

Bosna’daki kanlı iç savaşın, yaklaşık yüz bin sivilin katledilmesininin ve iki milyon insanın zorunlu yer değiştirmesinin önde gelen müsebbiplerinden Radovan Karaciç, 24 Temmuz’da 13 yıllık kaçak hayatının sonuna geldi ve yakayı beyaz saçlarını tepeden toplamış “şifacı” bir ihtiyar olarak ele verdi. Geride bıraktığımız ayın sonunda Sırbistan’ın AB yanlısı hükümeti, Belgrad’da toplanan 10 binlerce kişinin protestoları eşliğinde, Karaciç’i Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslim etti. Büyük ihtimalle bu kalabalıkta onu 13 yıl boyunca korunmaya muhtaç bir “masum” gibi Sırbistan’ın orta yerinde “saklayanlar” da vardı. karacicYakalanmasından sonra öğrenebildiğimiz kadarıyla eski Sırp lider, kaçak hayatını Dragan Dabiç adıyla geçirmiş, Avrupa’nın pek çok yerine seyahatler yapmış, yakalanmadan birkaç hafta önce bir ev partisine katılmış, yakalandığında ise Belgrad’da bir otobüste seyahatteymiş… Öylesine rahat ve kendinden emin ortalarda dolaşıyor yani. Bu kadar rahat olması onu gölgelerinde saklayan “büyük” karanlık güçlere olan güvenini gösteriyor.

Perde daha inmedi
Öyle ya da böyle yakalanmış olması sevindirici çünkü tarih bize “büyük” katillerin yakalanıp yargılanması konusunda çok cömert davranmış sayılmaz. Avrupa’nın orta yerini kan gölüne çeviren Adolf Hitler, yakalanmadan önce sevgilisini öldürüp ardından da intihar etmiş, Mussolini ise yakalanır yakalanmaz idam edilmişti. Miloseviç yargılanması bitmeden kalp krizi geçirip ölürken, Saddam Hüseyin ABD işgali altındaki Bağdat’ta mahkeme süsü verilmiş bir “rezalet” ile asılmış, bu görüntüler de son tekme niyetine dünya televizyonlarında yayınlanmıştı. Nürnberg Mahkemeleri ve Güney Afrika Hakikat Komisyonu ise elimizdeki teselli örnekleri.

Gerçi Boris Tadiç başbakanlığındaki Sırbistan hükümetinin AB’ye bir sözü daha var, o da en az Karaciç kadar “eli kanlı” bir diğer isim General Ratko Mladiç’in de yakalanıp Lahey’e teslim edilmesi. Batı basının bir uluslararası hukuk deyimi olan “perde indi” sözünü şimdiden kullanması bu yüzden aceleci bir davranış. Perde inmiş değil, daha bulunması gereken “katiller” var. BBC’nin 25 Temmuz tarihli haberine göre Tadiç’in “korumalarına”, yakalanması halinde “kendisini vurma emri” verdiği iddia ediliyor. Görünen o ki Sırbistan milliyetçi-faşist bağlarından kolay kopmayacak. Karaciç’in sonu belli yargılanması için tutuklanıp Lahey’e gönderilmesini protesto eden 10 binlerce kişi ve Tadiç’in hâlâ emirler verdiği “korumaları” başka ne anlama geliyor olabilir ki? Onu ve hiyerarşik olarak altındaki pek çok türevini koruyup saklayan bu insanları hangi mahkeme yargılayabilir? Bu noktada AB de, hem Avrupa’ya hem de dünyaya Batılı değerlerin altını tekrar çizeceği bir yargı şovundan daha fazlasını sunmuyor. Sırbistan’a Kosova’yı tanıma karşısında “üyelik rüşveti” teklif eden AB, Balkanlarda Türkiye dahil onlarca ülkenin kaderinde somut bir vizyon çizemiyor. Öyle ya aynı AB’den bahsediyoruz, hani dünyanın gözü önünde Çingene çocukları fişleyen, göçmenlerin haklarını azaltma sözü vererek iktidara gelen İtalyan Berlusconi hükümetini görmezden gelen AB. Bu ikiyüzlü insan hakları tavrı, Birliğin geleceği için daha fazla temel değer atfedilemez. İşte bu yüzden AB’den, BM’den medet ummak yerine kendi mahkemelerimizi kurmalıyız. Gandhi’nin meşhur lafıdır, “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi olmalısın!” İşgallere, katliamlara, insanlığa karşı işlenen suçlara sessiz kalamayız. İşte bu yüzden hepsini yargılamalıyız, demokrasi ve hukukdışı her yapıyı, tüm darbecileri, darbeye yeltenenleri, çeteleri, devleti “korumak” için vatandaşı öldürenleri… Ama hepsinden önce kendimizi… Diyarbakır cezaevinde o kabus dolu günler yaşanırken susan Türkiyeliler, 1994’te Ruanda’da yaşanan soykırımı film gibi televizyondan izleyen her Belçikalı ya da her Fransız, Irak’ta yüz binlerce sivilin ölümüne neden olmuş “Koalisyon” ülkelerinin sessiz kalarak suça iştirak eden her vatandaşı kendisini yargılamadıkça insanlığa karşı suç işlemeye devam edeceğiz. Eğer başarabilirsek bir daha vicdanımızı rahatlatmak için mahkemelere ihtiyacımız kalmaz.

A. ERDEM GÜNEŞ: Ankara Üni., SBF, Uluslararası İlişkiler, 4. sınıf

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=892196&Date=22.07.2009&CategoryID=39

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s