Kıbrıs Çıkmazında 50. Yıl

Türkiye’nin 1959 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik başvurusu yaparak çıktığı Avrupa yolculuğunda kritik bir yıla giriyoruz. 2009 yılının tek özelliği ilişkilerin başlamasının 50. yılı olması değil elbette, 3 Ekim 2005’te AB üyelik müzakerelerinin başlaması ile çok önemli bir noktaya gelinmişti fakat bundan sonrası giderek yavaşladı ve 2008 yılında neredeyse durma noktasına gelindi. Dünyada yaşanan küresel ekonomik kriz bir yandan Türkiye’nin yaşadığı laiklik temelli sistem sorunları diğer yandan ilişkiler bir durağanlık sürecine girdi. 2008 yılında neredeyse hiçbir yeni adım atılamadı. Öyle ki 33 fasıldan sadece 8 tanesi açılabildi. Elbette müzakerelerin tıkanmasının önde gelen görünür nedeni Kıbrıs Sorunu’nun hala çözüm bekliyor olması.

Türkiye’nin son elli yıllık dış politikasında koca bir düğüm olarak yer alan Kıbrıs Meselesi Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini de kilitlemiş durumda. Avrupalılar şimdi Türkiye’nin Kıbrıs sorununda adım atmaması halinde üyelik hayalini unutmasını söylüyor. Oysaki bizzat Alman Şansölyesi Angela Merkel AB’nin kendi içinde problemlerini çözememiş bir devlet olan Kıbrıs’ı üyeliğe kabul ederek korkunç bir hata yaptığını kabul etmişti. Fakat günün sonunda fatura yine Türkiye aleyhine kesiliyor. Annan Planı’nı destekleyen Türkiye ve bu plan için yapılan referanduma %64 evet oyuyla destek çıkan Kıbrıs Türk halkı yaptırımlara boyun eğmek zorunda bırakılıyor.

AB genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn işte tam da bu esnada 2009 yılının Türkiye AB ilişkilerinde kritik bir yıl olacağını söylüyor. 23 Aralık’ta Reuters’e yaptığı açıklamada “İşimiz baskı yapmak değil. Durumu kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Kıbrıs’ın barış ve birlik içinde normal bir AB üyesi olması için adada yeninden birleşmesi şart” diyen Rehn aslında adadaki sorunun 2009 yılında çözüme kavuşmasını şart koşuyor. “Bir iki yıldır süren iç sorunların ardından, Türkiye’nin yeniden harekete geçmesini ve reformlara devam etmesini bekleyebiliriz” diyor. Gösterdiği çözüm yolu ise tek ve kesin: Ada’nın birleşmesi. Türkiye’nin ise bu duruma karşı politikası ortada: iki devletli çözümle KKTC’nin tanınması ya da çözümsüzlüğün devamı.

Öte yandan Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili dış politikasındaki manevra alanı bir başka taraftan daha daralıyor. AİHM’in kararları ile Kıbrıs sorunu iyice içinden çıkılmaz bir hale gelmiş durumda. Gelinen son noktada Avrupa Konseyi AİHM’in 2 Temmuz 2006 tarihinde Ksenidis-Arestis davasının tazminata ilişkin bölümü hakkında verdiği kararla tazminat ödemeye mahkûm edilen Türkiye’yi ‘derhal tazminatın ödenmesi’ için uyardı. AİHM kararlarının uygulanmasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 24 Aralık’ta Ankara’ya kararını bildirdi fakat Ankara tazminatı ödeyecek gibi görünmüyor çünkü AİHM Demades ve Tymvios adlı diğer iki Rum vatandaşının Türkiye aleyhine açtığı davada benzer bir durumdan dolayı farklı kararlar vermişti ve bu da Türkiye için bir kapı aralığı anlamına geliyor. Sonuç olarak AİHM yetkilileri henüz kabul edilebilir ilan edilmemiş 8 değişik Rum davasının şu anda incelendiğini ve Taşınmaz Mal Komisyonu’nun Ankara’dan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi temelinde mülkiyet talebinde bulunan Kıbrıslı Rumlar için etkin iç hukuk olup olmadığının bu inceleme sonunda karara bağlanacağını bildirdiler. Yani hukuki açıdan da siyasi açıdan da Kıbrıs Meselesi içinden çıkılmaz bir hal almış durumda.

Kıbrıs Meselesi Türkiye AB ilişkilerini 2009 yılında da zorlayacak gibi görünse de Avrupalılar ne yardan ne serden vazgeçiyor. Brüksel menşeili bir think tank kuruluşu olan “Uluslararası Kriz Grubu”nun Aralık ayında yayımladığı rapor Türkiye ve AB’nin yaşadığı ‘aşkın ıstırabını’ açıklar nitelikte. Raporda Türkiye’nin AB üyeliği hedefinin 2009 yılında rafa kaldırılabileceği iddia edilirken “AB sürecinin kesilmesi halinde Türkiye’de Türklerle Kürtler arasında yeni gerilimler yaşanabilir. Siyasette yeni kutuplaşmalar meydana gelebilir ve son on yılın ekonomik mucizesinin başlıca dayanağı yok olabilir.” ifadeleri yer alıyor. Rapora göre AB’nin kayıpları ise uzun vadede ortaya çıkacak: “Yakınındaki en büyük pazarlardan birine erişim zorlaşacak, Kıbrıs’ya yeni gerilim ortaya çıkabilecek, enerji güvenliği ve Müslüman dünyasıyla iletişim olumsuz etkilenecek.”

Anlaşılan 46 yıl ‘sözlü’ kaldıktan sonra 2005 yılında ‘nişanlanan’ Türkiye ve AB’nin ‘evlilik rüyası’ 50. yılında daha çok kâbuslara tanıklık edecek.

Erdem Güneş / Ankara

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s