Gazze ve AB Arasında Türkiye

“Baştan başa ey Filistin, seni vuran değnek kırıldı diye sevinme, çünkü yılanın kökünden engerek çıkacak ve onun semeresi yakıcı uçan yılan olacak” İşaya 14

Filistin’de ilk kanı kimin döktüğünün hesabını yapmak için çok geç, üstelik de kaderi ta Eski Ahit’te çizilmiş olan bu coğrafyada kanın durmadığına da hepimiz şahitken. 2006’da Lübnan İşgali sonrasında olduğu gibi yine bilindik navralar atılıyor, yine tarafların tümü kendisini kazanan ilan ediyor. Hamas da İsrail de işin tuhafı bu defaTürkiye de.

Türkiye, İsrail saldırısı ve sonrasında gelen işgal boyunca aktif bir politika izledi ve duruşunu açıkça ortaya koydu. Hamas ile İsrail’in ateşkesi bozmalarıyla birlikte Türkiye önce taraflara ateşkes çağrısında bulundu sonra Olmert’in Türkiye’yi ziyaretinden 5 gün sonra başlayan operasyonun kendisine yönelik bir hakaret olduğunu açıkladı. Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sert sözleri İsrail’in Gazzeyi işgalini “meşru müdafa” olarak değerlendiren AB’den de tepki çekti. Bu süreçte AKP’den İsrail’e yönelik sert eleştirilerden birkaçı şöyleydi: AKP’nin ekonomiden sorumlu kurmayı Bülent Gedikli Olmert’in de Iraklı bir gazetecinin protestosuna maruz kalan Bush gibi bir “ayakkabı”ya ihtiyacı olduğunu söyledi. Ali Babacan çocukların ölümüne sessiz kalamayacaklarını söylerken; başbakan, Alman şansölye Merkel ve Orta Doğu’da barış elçiliğine soyunan Blair’le telefon diplomasisi yaptı. Bu sırada Ali Babacan neredeyse hergün yaptığı açıklamalarda İsrail’i derhal ateşkes ilan etmeye davet ediyor bir yandan da İsrail Dış İşleri bakanı Livni’nin telefonunu boş bırakmıyor ve Türkiye’nin durumdan ne kadar rahatsız olduğunu iletiyordu.

Diğer yandan Batı’nın hala Batı, Doğu’nun hala Doğu olduğunu gözler önüne seren gelişmeler ortaya döküldü. İsrail’in Filistin’e yönelik orantısız güç kullanarak uyguladığı saldırının hemen ertesinde AB dönem başkanı Çek Cumhuriyeti ‘İsrail’in kendisini savunma hakkını kullandığını’ açıkladı. Ertesi gün Çek Cumhurbaşkanı Karel Schwarzenberg’in yaptığı açıklama ise daha ilginçti, önceki gün yapılan açıklamanın yanlış olduğu ileri sürüldü ve İsrail’in sadece savunma yaptığının altı çizildi. Fransa ise saldırıyı sert bir dille kınadı. Bu karmaşa sonrasında toplanan AB Dışişleri Bakanları toplantısından üç ana karar çıktı: acil ve kalıcı bir ateşkesin inşası, acil insanı yardım (yiyecek, tıbbi yardım ve yakıt) ve BM 1850 sayılı Güvenlik Konseyi kararı uyarınca barış sürecine katkıda bulunmak.* Bu karar Avrupalıları tatmin etmedi çünkü her kafadan çıkan farklı sesler AB’nin bu insanlık dramına karşı ortak bir duruşu olmadığını gösteriyordu, sokaklarda protestolar sürüp gitti.

Öte yandan Arap dünyasında Türkiye’nin çabaları karşılık buldu. İsrail büyükelçisini ‘persona non grata’ ilan eden Venezuella lideri Chavez ile Recep tayyip Erdoğan’ın posterleri Ürdün’de meydanlara asıldı. Arap dünyasında çıkan gazetelerde Türkiye’ye yönelik olumlu yazılar yazılmaya başlandı. Bunlardan en ilginci 23 Ocak’ta düstur Gazetesinde çıkan yazılardan biri. Yazı Türkiye’nin Arapları utandırdığını söylüyor ve Batı ile kurması gereken dengeleri tehlikye attığı için Türkiye’yi cesur buluyordu. Türkiye’nin sert söylemi Arapları öz eleştiri yapmaya itmişti.

Bu yoğun diplomasi süreci içinde Ali Babacan Başmüzakereci görevinden alındı ve yerine Egemen Bağış AB ile İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başmüzakereci olarak atandı. Böylece Babacan’ın İsrail’e olan sert tutumu Recep Tayyip Erdoğan’ınki ile birleşerek manevra alanını genişletme fırsatı buldu. Bu durumun AB ile ilişkiler nasıl yansıyacağını zaman gösterecek ancak görünen bir gerçek var; hükümet bir yandan 2009 yılının AB yılı olacağını söylerken yerel seçim sonrasını şart koşuyor. Tayyip Erdoğan 21 Ocak’ta yaptığı açıklamada yerel seçimler sonrası Egemen Bağış ile AB süreci hızlanacak dedi. Filistin halkına verdiği desteği bir iç politika aracı olarak kullanan hükümet, AB’ye verdiği bu mesajla “hele bi seçimleri alalım yine AB yolunda durmak yok, yola devam” diyor.

Yine de insan sormadan edemiyor. Recep Tayyip Erdoğan, hem bölgesel güç olarak aktif bir dış politika izlemek istiyor hem iç politikada elini güçlendirmeye çalışıyor hem de AB’li yetkiliere örtülü mesajlar veriyor, buraya kadar hepsi anlaşılabilir ancak insan şunu anlamıyor başbakan açık açık söyleyemeyeceği, kapalı söyleyince de Avrupa Komisyonu Parlamenterlerinin anlamayacağı belden aşağı esprileri neden yapıyor? Kastı belli olan Kıbrıslı Rum bir parlamenterin Türk dış politikasının en hassas ve belki de en haklı davalarından biri olan Kıbrıs Sorunuyla ilgili sorduğu soruyu, neden bu kadar acemi br politikacı gibi yanıtlıyor? İnsan anlamıyor.

Görünen o ki, doğu hala doğuda, batı hala batıda, Türkiye de durduğu yerde duruyor.

* Karar metninin tamamına şu linkten ulaşılabilir: http://www.ue2008.fr/PFUE/cache/offonce/lang/en/accueil/PFUE-12_2008/PFUE-30.12.2008/Declaration_de_l_Union_europeenne_sur_la_situation_au_Proche_Orient;jsessionid=B6F7865170C172D384F2C574A64BBA4C

Erdem Güneş / Ankara

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s