Aşırı Sağ Yükselişte, Sol Düşüyor, Yeşiller ise Ayakta!

 

Haziran ayı başında AB üyesi ülkeler sandık başına gitti. Avrupa Birliği’nin demokratik meşruiyetini sağladığı öne sürülen Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları ne ‘demokrasi’ ne de ‘meşruiyet’ sağlaması açısından umut vericiydi.

 

Bunun elbette pek çok nedeni olmakla birlikte, öne çıkan iki asıl neden var: Birincisi, AP’nin AB karar alma mekanizması içindeki önemsiz konumundan kaynaklanan önemsememe ve buna bağlı olarak katılmama. İkincisi, düşük katılıma rağmen parlamentoya AB’nin üzerine inşa edildiği değerlere inanmayan aşırı sağın, ırkçıların, ayrımcılık propagandası yapanların güçlenerek girmesi…

 

% 43 oranında kalan seçimlere katılım bugüne kadarki en düşük seviye. Özellikle Doğu Avrupa ülkelerinde halkın çok büyük kısmı ve Avrupa genelinde gençler sandık başına gitmekten imtina etti. Sosyalist Demokrat Partisi “Geleneksel olarak uzak duranların kendi seçmenimiz olduğunu hissediyoruz” diyerek durumdan pay çıkarıyor… Öte yandan parlamentoda aşırı sağın grup kurabilecek kadar koltuk sahibi olması da ilk defa karşılaşılan bir durum. Avrupa Parlamentosu artık daha fazla ırkçı, faşizan, kadın ve lbgt hakları karşıtı parlamenterler ile yola devam ediyor.  Parlamento’daki oy ve sandalye dağılımı şu şekilde oldu:

 

267 milletvekili çıkaran merkez sağ Hıristiyan Demokrat Partisi (EPP-ED) %36,7lik oyla seçimleri kazanmış durumda.

 

Hıristiyan Demokratları takip eden Sosyal Demokrat Partisi (PES) %21.6lık oy oranıyla koltuk sayısını 261’den 159’a düşürdü.

 

81 milletvekili çıkaran Liberal Grup (ALDE) %11lik oyla üçüncü sırada yer alırken,

 

53 milletvekili çıkaran Yeşiller Partisi %6.9luk oyla Liberal Grubu takip etti.

 

Milletler Avrupası Birliği Partisi ise %4.8lik oyla 35 milletvekili çıkardı.

 

Avrupa Birleşik Sol Grubu % 4.5lik oyla 41 olan vekil sayısını 33’e düşürdü.

 

Bağımsız Demokrasi Grubu ise %2.7lik oyla 20 milletvekili çıkardı.

 

Hiçbir partide adaylığı bulunmayan bağımsız milletvekilleri ise %12.2lik oyla parlamentoda 90 koltuğa sahip oldular.

 

Bu tablo bize genel olarak seçimin galibinin merkez sağ olduğunu, eurosepticlerin (Birleşik Avrupa’ya şüpheyle bakanlar) güçlendiğini, solun kan kaybettiğini diğer yandan Yeşiller’in istikrarlı büyümesini sürdürdüğünü gösteriyor. Tüm bu olumsuz tabloya rağmen çevreye, adil bir ekonomik düzene, eşitliğe, adalete, kadın ve lbgt haklarına sürekli olarak vurgu yapan Yeşiller Partisi’nin yükselişi öenmli. Yeşiller genç kadrosu ve çoğulcu politikalarıyla Avrupa politika sahnesinde istikrarlı bir yükselişe sahip tek parti olarak duruyor.

 

‘Yeşil’ eşbaşkan Daniel Cohn-Bendit önderliğindeki Yeşiller Fransa’da oy oranını yüzde 10’dan yüzde 16.28’e çıkararak, Sosyalist Parti’yle aynı düzeye ulaştı. Parlamentoda 15 sandalye sayısı daha kazandı.

 

 

 

Yeşiller seçimlerden önce hazırladığı ‘Yeşil Kitap’ politika belgesinde öncelik listesini şu şekilde açıklamıştı: Kürsel Isınma’yı durdurmak ve yeşil enerji devrimini başlatmak, Neo-liberal politikalar sonucunda ortaya çıkan küresel finans krizine karşı kökten ve adilane düzenlemeler getirmek, kadınlar, öğrenciler, göçmenler için sosyal katılım sağlamak, Avrupa’nın daha çok göçmen kabul etmesini sağlamak, ‘gerçek’ bir cinsiyet eşitliği sağlamak… Liste böylece uzayıp gidiyor…*

 

Daniel Cohn-Bendit seçimler tamamlandıktan sonra şöyle konuştu: ‘Bu çevresel politikalar için Avrupa’nın Büyük Günü’dür. Bizim gelecek vizyonumuz bazı ülkelerde rekor düzeyde destek bulmuştur. Avrupalılar bizim yapıcı pozitif ve diğerlerine benzemeyen isteklerimizi onaylamışlardır. Bu Euroseptikler’e ve aşırı sağa verilmiş açık bir mesajdır. Hıristiyan Demokratlar ve merkez-sağ güçlü bir pozisyonda kalmışlardır ancak Sosyal Demokratların çöktüğü açıktır. Bu geleceği şekillendirecek. Önümüzdeki en önemli mesele Barroso’ya karşı bir koalisyonu nasıl kuracağımızdır. Sosyalistler, Liberaller ve diğer sol partiler ona karşı birleşmeliyiz…’

 

Bendit’in Haziran başında yaptığı bu konuşmanın sonrasında 19 Haziran’da 5 yıllık görev süresi dolan Barroso AB liderleri tarafından oybirliğiyle yeniden Avrupa Komisyon başkanlığına atandı.

 

Yeşiller’den kısa vadede ve bu kadar yalnızken ‘high politics’ alanında mucize yaratmalarını beklemek haksızlık olur, üstelik de muhafazakarlaşan Avrupa’nın siyasi sahnesinde sağın gücü bu kadar açıkken. Ancak Bendit’in konuşmasında dikkat çeken nokta şu; Sosyal Demokratların siyaseti polarize eden politikalarla başarıya ulaşamadığı artık görüldü. Merkez sağ bu kutuplaşmadan başarıyla çıktı ve solda bir boşluk oluştu.

 

George Monbiot seçimlerden bir hafta önce The Guardian gazetesine gönderdiği bir makalesinde şöyle yazdı: ‘Ana partiler ve destekçileri sizler Yeşiller’e oy vermeniz için zorluyorlar! Onlara vereceğiniz oy adalet talebinizin bir dalavereyle çöpe atılmasıdır. Makul adaletli bir seçimde bunun tersi hiç mümkün oldu mu? Hayır. Oransal temsil sisteminde asla. Ancak Yeşil yapabileceğiniz en doğru seçim çünkü İşçi Partisi’ne oy verdiğinizi varsayalım, aile geleneğiniz buydu: Blair geldi,  tüm kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin iyi bir şey olduğuna inandınız. Ya da Muhafazkarlardan nefret ettiğiniz için Brown’a ya da Cameron’a bile katlandınız. Oyunuz hiçbir politik mesaj ifade etmiyor. Bir bakın bu iki partiden biri oy kaybettğinde diğeri nasıl yalpalıyor. Toriler (Muhafazakarlar), İşçiler ya da Liberaller’e verilen oy bir anlamı yoktur. Onlar sizin ne istediğinizi anlamayacaklar sadece çekişmelerine pay çıkaracaklar. Ancak Yeşiller’ verilecek olan oy tam olarak bir mesaj içermektedir. ‘Sosyal ve çevresel alanda tam bir adalet istiyoruz mesajı’, oyunuzu çöpe değil Yeşil’e atın!”

 Peki Yeşiller seçim boyunca merkez partilerden farklı olarak ne yaptı?

 

 

Yeşiller ‘ırkçılara’ karşı savaş verdi

 

Yeşiller’in insan hakları alanında belki de en çok önem atfettiği konu göçmenlerin Avrupa genelinde yaşadığı ayrımcılıkla mücadele.

 

Bunun en tipik örneği BNP lideri Nick Griffin’e karşı verilen savaştı. Yeşiller Britanya Yorkshire’dan aday olan Griffin’e karşı ‘solda birlik’ çağrısı yaparak bu adayın kazanmasını engelleme yoluna gitti. ‘Stop Nick Griffin’ (Nick Griffin’i Durdurun) kampanyası ne yazık ki başarılı olamadı. Çünkü kampanya diğer sol partilerden destek bulamadı. Griffin seçim kampanyası boyunca Türk işçilere karşı açıktan açığa ırkçı bir kampanya başlatmıştı. Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği bu skandala karşı hükümete çağrıda bulununca Griffin  “Türkiye bizim içişlerimize karışamaz. Biz onların içişlerine karışıyor muyuz? Zaten Ermenileri soykırıma uğratıp bir de inkâr ediyorlar. İşte biz bunun için Türkleri AB’de istemiyoruz” dedi.

 

Sonuç olarak Yeşiller Partisi 2009 AP seçimlerinden güçlenerek çıktı vakıa bu seçimden Parlamentonun kendisi, kendisine inanmayan parlamenterler ve geride bir ‘meşruiyet’ sorunu bırakarak çıkabildi. Görünen o ki merkez soldaki boşluk gelecekte Yeşiller tarafından doldurulmaya aday duruyor. Türkiye’nin Avrupalı kimliğini sorgulamayan, tam üyeliğini en çok savunan Yeşiller’in başarısı Türkiye açısından da umut verici…

 

 

 

*http://greens-efa-service.org/greensbook adresinden yeşillerin politika kitabına ve parti programına ulaşabilirsiniz.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s